Son Trajik Kahraman Cyrano de Bergerac

Cyrano de Bergerac-Ankara Devlet Tiyatrosu-2013

Cyrano de Bergerac-Ankara Devlet Tiyatrosu-2013

Son Trajik Kahraman

Cyrano de Bergerac trajik kahramanların sonuncusu sayılsa gerek. Tanrıların insan işlerine doğrudan karışmayı yavaş yavaş terkettiği bir çağın temsilcisi olarak Cyrano, insanın kendi kaderiyle cesurca ve tek başına yüzleşmekten öte bir kısmeti olamayacağını anlatır. Elinde kılıç, dilinde şiir vardır. Dileyen kılıcından dileyen şiirinden dinleyebilir hikâyesini. Klıcın şiirini ve şiirin kılıcını işitebilen, yeryüzünün en güçlü menkıbelerinden birinin lezzetini idrak eder.

Bizim kültür coğrafyamızda trajik kahraman yoktur, iman eri vardır. Antik çağın trajik kahramanı, tanrıların mutlak fakat bir o kadar da muğlak emirlerini yerine getirmekle vazifelendirilmiş soylulardır. Tüm varlıklarını ortaya koyarlar kehaneti boşa düşürmek için ve ancak her şey olup bittikten sonra görebilirler kendilerine biçilmiş kaderin ne olduğunu. Coğrafyamızın serdengeçti iman erleri ise abdal ocaklarından icazetli fakirlerdir. Zaferleri veya bozgunları şahsi değildir. Yunan, Got, Sakson, veya İskandinav kahramanlar, vuku bulan felaketlerden kendilerine pay devşirip pişmanlık denizinde acı çekerken Diyar-ı Rum, El Cezire ve Kenan erleri, hayrı ve şerri kadirimutlak yaratıcıya bırakıp imtiyazlı haberciliğin bedelini kefaret çöllerinde çileye çökerek öderler. İman eri haktan güç alıp halka hizmet etmek sebebinden varolur. Trajik kahraman ise varoluşunun sebebini acı ve dehşet içinde keşfeder.

Gerçek bir kişi olarak Hercule-Savinien de Cyrano de Bergerac trajik kahraman olmaya yaklaşmış mıdır bilinmez ama Edmond Rostand’ın bu karmaşık kişilikten gerçek bir trajik kahraman yarattığına şüphe yoktur. Rostand’ın tasarladığı Cyrano de Bergerac antik muadillerinden ve klasik muhataplarından aşağı kalmaz. Kahramanımız, ancak her şey olup bittikten sonra varoluşunun sebebine erişir. Cyrano’nun kaderi, “her şey olmak isterken hiçbir şey olamamak”tır. Bu merhametsiz keşif, ona ancak son nefesinde lütfedilir.

Her trajik kahraman gibi Cyrano’nun da hayatının hiçbir lahzası boşa harcanmış değildir. Kendisi dışında herkes farkındadır bunun. Biraz da bu yüzden karşımıza kafiyeyle kılıç çalan, kılıcıyla vezin düşüren ve kendisini bize anlatacak başka bir ozana ihtiyaç duymadan hikayesini doğrudan kendi ağzından işittiğimiz bir trajik kahraman çıkar: Gönül verdiği güzelin onu çirkin bulup yaklaşmaması değildir mesele,  çirkinliğini kendine engel edip sevdiceğine kendisinin yaklaşmamasıdır. Tanrıların Cyrano’yu sınadıkları açmaz budur.

Ve tanrılar bu sınamanın ödülünü, sevgilisini son nefesine dek onun için saklayarak verirler. Eğer Cyrano, hediyesinin anlamını zamanında çözebilmiş olsaydı – şiiriyle kılıcının aynı benliğin iki farklı imgesi olduğunu bir ve aynı bakışla görebilseydi – daha ilk anda Roxanne’a gider ve tek bir söz bile etmeden yüzüğü sevgilisinin parmağına geçirirdi – ama bu durumda sınanmış olmaz, asla bir trajik kahraman mertebesine yükselemezdi!

İmdi; eğer Cyrano sahnelenecekse dramaturji çalışması tragedyaya ve trajik kahramana odaklanmalıdır. Romantik bir külhanbeyi ile silahşör bir şair uzlaştırılamaz. Cyrano hem kılıcıyla hem şiiriyle acı çekmenin destanını yazmaktadır. Hesabıyla cesaretinin, arzusuyla gamsızlığının dengesi biz fanilerin tahayyül ufuklarının ötesindedir. Hele lafanlamazlığı ve sözdinlemezliğinin ölçüleri seyirci koltuğuna hiç sığmaz. Cyrano bize hoşça vakit geçirtmek için değil kendi varoluş sebebimizi sorgulayıp lütfen birazcık acı çekmeye başlayabilmemiz için oradadır.

Eleştirmen Canavarı

Böyle bakınca, Cyrano de Bergerac’ı sahnelemek belalı bir iştir. Eleştirmen denen canavar, bütün temaşayı yerin dibine batırmak için ön sıradaki yerini çoktan almıştır. Esasında eleştirmen, canavardan çok öküze özenen kurbağaya teşmil edilse gerektir. Misalen, şimdi buradaki eleştirmenimiz Cyrano’nun, daha oyunun açılışında, Montfleury sahneye çıkmasın diye aç kalma pahasına tüm parasını harcamasından pek etkilenmiştir. Eh, bu devirde kimseye kılıç çekemeyeceği için sanki kariyerini riske atıyormuş edasıyla Cyrano’yu temsile soyunmuş bahadırlara naçiz eleştirisiyle mukabele etme cüreti göstermekte ve böylece Cyranovari bir cengaverlikten pay kapmaya çalışmaktadır! 

Karşılaştımalı bir eleştiri imkanı çıkıncaya dek, burada sadece 2012-2013 sezonunda Ankara Devlet Tiyatrosu tarafından sahnelenen oyundan birkaç sahneyi ele alıyoruz:

Oyuna verilen emek hiç de az değil. Ve emek, ürettiği mamulden vareste, kendi başına büyük bir değerdir. Lakin bunca emek o kahredici ‘tam olacakken olamamış’ sınırında kalıvermiş. ‘Henüz’ ham diyebilmek isterdim, ‘hala’ ham demek zorundayım. Belli ki elden bu kadarı gelmiş. Karşımızda Paris’ten değil Bridget Jones Günlüğü’nden çıkma romantik bir Cyrano var. Dokunsan ağlayacak. Ağlamasını kapatmak için sürekli kendisini gülmeye zorluyor. Hahlaya hohlaya her zorluğu hafife almaya çabalıyor. Bir sonraki adımı görüyor gibi adım atmıyor. Olanın bitenin rüzgarına göre savruluyor. Oysa trajik kahraman sağır hamleler yapan duyargasız bir makine değildir; kendi eylemleri vardır ve bütün dünyayı bu eylemlere göre hareket ettirme kararlılığındadır. Yoksa kim göze alır yüz kişiye yalınkılıç girişmeyi! Bir bildiği var bizim bilmediğimiz. Her kavgada galebe çalacağını biliyor. Bilincine yansımasa da içten içe seziyor kendi eylemlerinin özünde tanrıların planı olduğunu.

Cyrano’ya biçilmiş tanrısal rolün izleyenlerin örtük algısına geçmesi olmalıdır böyle bir sahnelemenin maksadı. İlk kılıç karşılaşması bizi yerimizden hoplatmalıydı. Her kılıç savuruşu üzerimize inmeliydi. Cyrano kılıcını sahnedeki rakibine doğrulttukça bizim de o burunla ilgili tüm mevcut ve muhtemel imgelerimiz kılıcın budamasıyla biçimlenmeliydi. Hangimizin burun imgesi yerinden kımıldadı? Hangimiz acıma ve yazıklanma ardına siperlenmiş sinsi kıkırdamalarından utandı? Hangimiz o burnun sahibi kendisi olmadığı için gizlice ferahlamaktan huzursuz oldu? Hangimiz o kılıcın ve şiirin sahibi olmak için o burnun kefaretini ödeyip ödemeyeceğinin hesabına girişti? Hangimizin böyle bir buruna sataşma cesareti kırıldı? Ve hangimiz kendi burnunu böylesine savunacak bir cesaret kırıntısı edindi?

“İstemem eksik olsun” tiradı öyle sessizce kendi kendini teselli eder gibi sahne köşesinden atılır m hiç? Hem de gerisinde bir kalabalık yaygara yapmaya devam ediyorken. Asıl orada lazım değil mi sahnenin her metrekaresinde ve hatta seyirci arasında dolanmak? “Merci! No!” ünlemini Türkçe’ye en fazlasından “Yok! Olmaz!” veya “Bırak! Kalsın!” diye çevirmek yeterliyken Sabri Esat Siyavuşgil üstadın “İstemem! Eksik olsun!” serzenişiyle ünlendirdiği bu meydan okuma meydandan değil de böyle alemden sakınarak okunur mu hiç? Cyrano’nun iddiasını bir özür beyanına dönüştürmek kolay affedilecek ayıplardan sayılır mı hiç?

Cyrano’yu canlandıran oyuncuyu, Cyrano’nun ironik duygu dünyasını içselleştirip bize aktarmayı başardığı için kutlamalıyız. Gel gör ki bu ironi yer yer düz komediye dönüşüyor, Ay’dan düşme sahnesinde olduğu gibi. Biliyoruz ki gerçek Cyrano aynı zamanda bir bilim kurgu yazarı. Ve kendi öyküsünün baş karakteri. Demek ki o sahnede Cyrano, kendisi nasıl eğleniyorsa bizi de anlattığı hikayenin gerçekliğine öyle inandırmalı ki oyalamaya çalıştığı rahibi de o kadar uzun süre kandırabilsin.

Kaçırılmış büyük fırsatlardan bir diğeri, fırın işçilerinin pasta imalatı sahnesiyle Arras’ta tayınların dağıtılma sahnelerinin birbirine bağlanamaması olmuş. Keşke bağlanabilseydi de Cyrano’nun dünyasında pasta uçuşturma neşesiyle savaş meydanında ateş altında tayın üleştirme şenliği arasında pek bir fark olmadığını güzelce idrak edebilseydik.

Son bir örnek olarak, final sahnesinin görsel kurulumunun hakkını teslim etmek gerek. Ne var ki yine bir darlık var elimizi böğrümüzde bırakıp nefesimizin boşalmasına izin vermeyen. Cyrano, hayatının son dakikalarında bahşedilen o kutlu saadet anında elbette göstere göstere çekmeyecek acısını. Ölmekte olduğunu kendisinden bile saklayacak ki sevgilisini kendi derdiyle meşgul ediyor olmasın. Bu hal iyi anlaşılmış ve sahneye çok iyi aktarılmış. Bu yüzden tevazunun tüm dokunuşlarından mahrum kaldığı o son anda bile yaradılışna sadakatten ayrılmayışını görüyoruz Cyrano’nun ve o yeminde onunla özdeşleşiyoruz.

Fakat, heyhat!  Nerede o keşif? Nerede hayatının hiçbir anını boşa harcamamış olduğunun aydınlanması? Nerede Roxanne’a hep sahip olmuş olmanın mutluluğu? O, Roxanne’a aşkını gizlenerek ifşa etmemiş miydi? Ve Roxanne bu aşka aynı gizlenmeyle karşılık vermemiş miydi? Aşıklar birbirinden gizlenerek kendilerini birbirleri için saklamamışlar mıydı? Kavuşmanın bir an sürmesiyle sonsuzca devam etmesi kendisini diğerine saklayan ve bu saklanma için bir ömür boyu gizlilikte kalmayı göze alan sevgili için nedir ki!

Oyunun sahnelenme eleştirisine burada bir virgül koyalım. Kısmetse başka izleme fırsatları çıkar da eleştirmen görüşlerini bir daha gözden geçirir.

Özgürleştiren Tragedya

Klasik tragedyadan farklı olarak Rostand’ın Cyrano’sunda tanrılar katını, habercileri, kahramanın kendisine bildirilen emrin kesinliği karşısında düştüğü şüphenin dehşetiyle mücadelesini açıktan görmeyiz. Ne çare ki Cyrano’nun yüzüne yazılmış kaderin apaçık bir tanrı emri olarak okunmaması imkansızdır. Haberci ise kendisine emanet edilmiş amansızca masum bir rakiptir ki ne kıyıp canını alabilir ne de gençlikten ve güzellikten taşıdığı haberleri görmezden gelebilir. Şüpheye düşmeme gayretine gelince, işte tam orada çok sınanmış Yunan kahramanlarının bile Cyrano’yla boy ölçüşebileceği şüphelidir.

Cyrano, tüm trajik kahramanlar gibi kendi zamanının ilerisinden haber verir. Gün gelecek aşıklar kusursuz ruhlarından güç alamaz olacaklardır. İnsanın, kendi bedenine mahkumiyetinden kurtulması için önündeki yol hala çok uzun ve zahmetlidir. Ama her tragedya gibi Cyrano da kışkırttığı yaraların tesellisini yine kendi yaralarından süzer. Aşk, çünkü, bedenden özgürleşebilecek ve bedeni özgürleştirebilecek yegane varoluş halidir.

Ekrem Düzen

Yorumlayınız:

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: