Jorge Luis Borges’in Alçaklığın Evrensel Tarihi’ne Ek: Kaderin başka bir Coğrafyası

Alçaklık, karakteri çürük veya ruhunun karanlık tarafına mağlup bir kişiliğin yolunu şaşırmış birkaç insanı incitmesi, zarara uğratması, veya canından etmesi değildir. Bu kadarı her aciz yaradılışın, her adi mücrimin elinden gelir. Alçaklık, hedef gözetmeden aldatmanın, aldatarak zarar vermenin ve zararı arttırarak sürdürmenin adıdır. Durduk yere başımıza bir bela geliyorsa, bu bela bir türlü geçip gitmiyorsa, derdimiz birken bine katlanıyorsa kahpe feleğin çarkına kapılmış değilizdir, bir alçağın tuzağına düşmüşüzdür.

Alçak, düzenbaz tayfasının en azgını, en marifetlisidir. Bir koyup beş alma rüyasındaki beleşçileri soymakla kalmaz, üstüne bir de bu – sonradan iyice vahşileşecek – ham bezirganların cümlesine kendisini sevdirir. Aynı yolun yolcusu olduklarını gördükleri anda birbirlerine doğru ölçüsüz bir iştahla sürüklenirler. Arzu her zaman güzelliğin hoşlandığı kılıklarda gezmez. Çirkinin, hodbinin, menfaatçinin kılığına girdiği daha çoktur. Yeter ki gözüpek olsun. Biz onu o kılıklara yakıştırmıyoruz diye gücünden veya nesnesinden vazgeçecek değildir.

Beleşçi, kendisini aldatıp kazıklayan alçağın – bir koyup beş almayı başarmış bir yiğidin – şahsında kendi istikbalini görür. İttifak içgüdüsünün bilincine çıkması birkaç adımdan uzun sürmez. Önce bu cabbar kabiliyet karşısında korkuyla karışık bir eziklik hisseder. Bu müşkülü adlandırmak kolay değildir, neyse ki gerekli de değildir. Daha tanıdık bir his sayesinde bu çapraşık halden çabucak kurtulur: Hayranlıktır o tanıdık his. İki duyguyu da kapsayan ama hiçbirinin burukluğunu içermeyen şu sıcak ama el yakmayan zaaf. Fakat bu kez de hayranlığın yoldaşlığı yani eşitliği bozma tehlikesi belirir. İşte o anda her derdin devası ahbaplık imdada yetişir. Herbiri diğerinin kendisini sevmesine tutunur. Beleşçi alçağını, alçak beleşçisini sever. Evliya gömleğine yaraşır bu sevda, her iki düşük karakteri de seçilmiş azizler katına yükseltecektir.

Muhatapların uydurma ahlakı göklerden icazetlidir. Taraflar sürekli yaratıcının kudretinden dem vururken hakkaniyetten bahsetmeme, dilinin ucuna bile değidirmeme konusunda baştan yeminlidirler. Böylece, emeksiz lokmaya tenezzül etmeyen haysiyet sahiplerini zalimin himmetine muhtaç düşkünler haline getirmenin sahnesi kurulur. Sonrası kolaydır. Zayıfın, yani saf ve naifin, yani kendi yoz meşreplerine uymayanın ırzına da rızkına da beraber çullanacaklardır.

Her beleşçiden dört dörtlük bir alçak çıkmasa da her beleşçinin kaderi bir alçağa dört dörtlük hizmet etmektir. Beleşçinin hizmeti, işine gücüne bakıp zanaatından küçük bir hayat sevinci çıkarmaya çabalayan zahmet erbabını – ister taş taşıyan amele olsun ister telkari ustası – talan etmek, direnmeyip razı gelenleri ayakçıya dönüştürmek, direnenleri ise gözünü kırpmadan yok etmektir.

Beleşçi, alçağın serdiği sofranın nöbetini asla boş bırakmaz. Eşitliği kurmak kolay, sürdürmek zordur. Düzenbazlar arasında eşitliği sürdürmenin yegane yolu ise sofrayı büyütmekten, çeşniyi arttırmaktan geçer. Karın doyurmak mevzubahis olmaktan çıktığı için şimdi gerçekten de birbirlerini yememek için başkalarının kanına girmek zorundadırlar.

Geçimini elinin emeğiyle var eden, hayatın herhangi bir köşesinde bir anlam kırıntısı keşefedebilen herkes beleşçinin nefret nesnesidir. Ona baktıkça olmadığı ve olamayacağı şeyi görür. Bütün meselesi herhangi biri olmaya katlanamamaktan ibarettir. Doğuştan hakettiğine inandırıldığı ayrıcalıklara sahip olmayanların, kendisinde olmayan her eşyaya, her yeteneğe, her bilgiye, ve her temasa sahip olabilmesine dayanamaz. Baktıkça, cesaret diye bellediği tavrın kof kavgacılık, özgüven zannettiği halin üçkağıtçılıktan başka bir şey  olmadığını idrak eder. Pısırığın tekidir. Tek başına bir hiçtir. Ne zaman ki diğer kurnaz pısırıklarla bir araya gelir, işte o zaman kıyasıya saldırmaya cüret eder. Hele de ufukta bir alçak belirdiğinde, beleşçinin emekçiyi kırıp geçireceği intikam saati çalar. Bu vaat’edilmiş intikam uğruna beleşçi, alçak tarafından soyulmaya bir değil birçok kez razı gelecektir.

Beleşçinin hangi ara bu denli şımarıp azdığını anlamak için alçağın yolda rastgeldiği herkesi aldatıp mahvetmeyi ne sebepten kendine hak gördüğünü anlamalıyız. Nasıl ki beleşçi kendi başına bir hiçse, alçak da beleşçisi olmadan bir hiçtir. O yüzden alçak, sadece haysiyet sahiplerinden değil, hizmetleri sayesinde var olduğu beleşçilerinden de nefret eder. Beleşçinin herhangi biri olmaya katlanamayışı gibi alçak da herhangi bir beleşçi olmaya katlanamaz. Eşitliği bozmayacak fakat aradaki farkı da belli edecek bir sınır çizgisi gereklidir. Alçak, yeteneklerini önce beleşçileri üstünde sınar. Onları soyabilmesi demek herkesi soyabilmesi demektir. Ve bunu başarır da. Kimin baş kimin kuyruk olduğu konusu hiç açılmadan kapanır.

Ne var ki beleçiler ahmaklıklarından değil gönüllü olduklarından aldanırlar. Alçaklığın paradoksu budur. Ve bu paradoks el yükseltmek dışında aşılamaz. Beleşçinin arsız kursağı, hileli yıkımlardan gelen ganimetten daha azıyla sakinleştirilemez. Bu yüzden alçak, her seferinde bir öncekinden daha büyük bir alçaklık yapmazsa varoluşunu sürdüremez. Demek ki alçak, beleşçisini her seferinde biraz daha azdırmak, beleşçi de alçağı her seferinde biraz daha ilahlaştırmak zorundadır. Beleşçi alçağın seçilmiş hizmetkarı, alçak beleşçinin seçilmiş efendisidir. Dünyanın bilinen bütün zulüm, kıyım, ve katliamları bu simetrinin eseridir. Efendi hizmetçidir, hizmetçi efendi.

Fakat hiçbir şey boşluğa dayanarak ayakta duramaz. Alçak-beleşçi mekanizmasının iş görebilmesi bile meşru bir zemin sayesinde vuku bulur. Bu meşru zemin, kurbanların kusurları, kabahatleri, suçları, günahlarıdır. Hiçbir canlının günahsız olamayacağını en iyi bilenler kendi günahlarını vicdan sahiplerinin gönülleri yerine önce sömürüp sonra öldürdükleri kurbanlarının malında ve kanında temizleyen bu zalimlerdir. Göklerden icazetli uydurma ahlakları kurbanlarının kusurlarını bulup ortaya dökmeye ayarlıdır. Kurbanlar şurada bir arazinin üç metresini işgal etmiş, burada vergisini üç liraz az ödemiş, başka bir yerde kendinden zayıf birine bir tartışma sırasında hiç gereği yokken bir şaplak aşketmiş olabilir. Bu gibi durumlar alçağın öne çıkıp marifetini sergilediği ve beleçilerini bir kez daha kendine hayran bıraktığı performans fırsatlarıdır. Alçak, kurbanın şahsi kusurunu derhal genelleştirir ve bütün dünyaya bir insanlık suçu olarak ilan eder. Dünya bununla ilgilenmese bile kurbanın kendisi ilgilenecektir. İnsan en çok kendi kusurlarından haberlidir. Hayatını tertemiz yaşamaya çalıştığı halde sıradan bir sakarlıkla birinin küçük bir zarara uğramasına yol açan her haysiyet sahibi kişi bu suçlama karşısında kendinden şüpheye düşer. Bazıları daha ileri giderek sınandıklarına veya cezalandırıldıklarına inanır. İşte o an alçağın katliam emrinin icra edilmeye başlandığı andır.

Birinci Not: Oysa saf ve naif olup elbette kusuru da bulunan kurban kusurunun şahsiliğinde ısrar edebilse… hatta kusurunun mahrem olduğu hasebiyle davanın gözden ırak görülmesini talep edebilse… ve hatta bütün bir hukuku evvela şahsi kusurlar ve umuma karşı işlenmiş suçlar diye ikiye ayırmanın ve ancak ondan sonra kanun maddesi yazmanın peşine düşse ve bundan haricini hepbir ağızdan gayrımeşru ilan edebilse…

İkinci Not: Bir cümle de alçak-beleşçi tayfasına direnmeyip razı gelenler, yani ayakçıya dönüşenler hakkında etmeli. Çoluk çocuğu, işi gücü, hastası yaşlısı, bitmemiş işleri ve elinden ekmek yiyeni olan bir tek siz değilsiniz. Bu bahane, sizin, beleşçi bile olamayacak denli korkak olmanızın ilanıdır. Ha, diyorsanız ki dur bizim de bir bildiğimiz var, o bildiğinizi lütfen siz ve ben yaşarken sadır ediniz…

Borges ne demek istemiş olabilir?

Borges dünyanın yedi ikliminden şöhretini gözüpeklikle edinen belalı tiplerin öykülerini aktarıyor Alçaklığın Evrensel Tarihi’nde. Sekiz öyküye sekiz ‘vesaire’ eşlik ediyor bu derlemede. ‘Vesaire’ kısmındaki mesellerin öyküleri tamamladığı söylenebileceği gibi alçaklığın nerede başlayıp nerede bittiğini bulandırdığı da söylenebilir. Belki Borges kafamızın karışıp karışmayacağını sınamak istiyordur. Kitabın özgün İspanyolca başlığı [Historia Universal de la Infamia] hikayelerin başkişilerinin kötü şöhretli olacağını baştan belirtiyor. Ne var ki kötü şöhret ille de bir alçaklıktan gelmek zorunda değil. Bu yüzden her gözükara maceraperestten mutlaka bir alçaklık öyküsü beklenmemeli. Ayrıca, öykülerin başkişilerinin ortak bir kesenini aramak anlamlı görünse de bulmak mümkün olmayabilir. Borgesi’in bu derlemesindeki öykülerin başkişileri kendi aralarında kozlarını paylaşan bitirimler olabildiği gibi (Mahalle Kabadayısı, 71-80) zavallı köleleri kurtarma vaadiyle önce elinde avucunda ne varsa alıp sonra ölüme gönderen katıksız alçaklar da olabiliyor (Zalim Kurtarıcı Lazarus Morell, 15-24).

Hal böyleyken, iktidara kafa tutan bir çete reisi (Kadın Korsan Dul Çing, 33-40) veya  birbirinden hesap soran iktidar ortakları (Görgüsüz Görgü Hocası Kôtsuké No Suké, 55-61) ile yeraltı dünyasının tarifeli patronlarını (Günah Taciri Keşiş Eastman, 41-48) veya doğrudan doğruya sıradan insanın acizliğinden kendine ikbal ve istikbal devşiren haydutları (Maskeli Boyacı Merv’li Hâkim, 63-70) bir tutabilir miyiz? Ya da üzüntüsünden aklını kiraya çıkartmış kırık kalpleri dolandıranlar (İnanılmaz Düzenbaz Tom Castro, 25-31) ile bela olmak için bela haline gelip öldürmek için öldürenleri (Vurdumduymaz Katil Bill Harrigan, 49-54) aynı teraziyle tartabilir miyiz?

Borges öykülerini sorular sorup cevaplar döşenmek kastıyla yazmamıştır muhtemelen. Yine de şöhretini başkalarının başına bela olmaktan edinenlerin öykülerini bir araya getirmekten bir meramı olmalı. Diyelim ki meramını da bilmeye imkan yok, eh, bari ilham almaya bir mani olmasa gerek!. O ilham işte şu yukarıdaki denemeyi yazdırdı.

Ekrem Düzen

Bu deneme, okunasıkitaplar blogu için kaleme alınmıştır: http://www.okunasikitaplar.com/jorge-luis-borgesin-alcakligin-evrensel-tarihine-ek-kaderin-baska-bir-cografyasi/

Bu denemeye esas alınan kaynak:

Jorge Luis Borges
Toplu Eserleri: 4
Alçaklığın Evrensel Tarihi
Çeviren: Celal Üster
İletişim Yayınları
Istanbul, 2002 (5. Baskı)
ISBN: 975-470-719-7

Reklamlar

One comment

  1. Nalan temeltaş

    Spasdıkım. Bütün alçakları url yapıp Antalya yarlarından sarkıtmak iyi fikir. Hele ki entelektuel dünyayı babasının çiftliği gibi kullanan, burdan ad devşirenleri. Yelkovalayanı selamlarız

    Beğen

Yorumlayınız:

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: