İhtimal Tramvayı

Hayatın bir yolculuk olduğuna dair küçüklerimize nasihat, birbirimize vaaz vermişliğimiz çoktur. İnsanın büyüme evreleri, bir yolculuğun geride bırakılan mesafelerine benzetilir çoğunlukla. Oysa bu, pek yetersiz bir benzetmedir; çünkü hayat, bir yolculuğun pek çok temel unsurundan yoksundur: Nereye gidilmekte olduğu veya yolculuğun ne kadar süreceği kesin değildir. Yola başladığınız araçla devam edip etmeyeceğinizi ya da sonunda iyiden iyiye yaya kalıp kalmayacağınızı bilemezsiniz. Koltuk numaraları sıra takip etmez. Önce gelenler ayakta kalabildiği gibi sonradan gelenler en öne kurulabilir. Bir sürücü olduğundan sürekli söz edilir, hatta ara sıra sesi de duyulur ama kendisini görmek asla mümkün değildir. Biletler bedavayla karaborsa arasında uçuşur. Yiyecek içecek ayrıca ücrete tabidir ve çok pahalıdır. Hep ileri hareket edildiği halde bazen aynı yerlerden tekrar tekrar geçilir. Can sıkıntısı ve acil ihtiyaç anlarında mola verilmez ve yola ısrarla devam edilirken en keyifli anlarda ya bir arıza çıkar ya hava bozar ya da yol – henüz bir menzile varılmadığı halde – bitiverir.

Oysa hayat, geride bırakılan mesafelerden çok büyüme evreleriyle işaretlenen bir gezintiye daha çok benzer. İnsan, bu dönüşüm evrelerinde, geçmişten farklı yeni bir hal alır. Yine de bu yeni hal, o ana kadar yaşanan her hali barındıran ve bu hallerden beslenen bir haldir. Kuşkusuz her an hissedilmez bu dönüşüm. Büyüme, elle tutulur gözle görülür bir yığılmayla yeni bir şekle büründüğünde algılanır hale gelir. Bu hissi yaratan asıl unsur ise her zaman iki uçludur. Bu yığılmanın bir yönü geçmişe dönüktür ve geçmişin o ana dek alıştığımız yorumundan başka bir yorumuna varılmıştır. Diğer yönü de geleceğe dönüktür ve gelecek tasarıları da o ana dek düşünülenden daha farklı tasarlanmaktadır artık. Geçmişin daha farklı yorumlanıp geleceğin daha farklı tasarlandığı an, dönüşüm zamanıdır.

Dönüşümün en çok hissedildiği evreleri yaş dönemlerine ayırmak mümkündür. İlk on yıl “kendini bilmezlik” yıllarıdır. Kişi, çok ağır görevlerin altında, nereye gittiğini asla tahmin edemeden son hızla koşturur, aynı taşıtla benzer yollardan gide gele dünyanın yuvarlak olduğunu ve geceyle gündüzün birbirini takip ettiğini güç bela öğrenir. Eline geçen yegane kısmet, kendi bindiğinin dışında başka taşıtların da olduğu, bunların çok ve çeşitli, hatta daha güzel olabileceği bilgisidir. Ne yazık ki binilecek taşıt ve gidilecek yer konusunda tümüyle sürücüye bağlıdır. Hayal kırıklığının temelleri bu yıllarda atılır.

İkinci on yılda kişi ancak hafif bir “kendine gelme” yaşar. Nihayet bir yerlere koştuğunu fark eder ve “bir yere koşuyorum ama acaba nereye koşuyorum” sorusunu sorar. Taşıtlar arasındaki farkları fark eder. Uçanlarla yüzenleri ayırır, ama canı hangisini daha çok çekiyor henüz tam anlayamaz. Genellikle komşunun tavuğunu tavuk kuşu veya tavus kuşu zanneder. Ama ne tavus kuşunun kazdan farkını ne de komşusunun kendisini ne zannettiğini pek bilemez. Küçük denemelere izin verilse de sürücü koltuğuna oturması hoş karşılanmaz. Ara sıra sürücülere müdahale etmeye kalkışır ama tarih ve coğrafya bilgisi yetersiz olduğu için genellikle azarlanarak yerine gönderilir. Çok ısrarcı olanların araçtan atıldığı da görülür. İhtiras ve yetenek bu yıllarda gün ışığına çıkmaya başlar.

Üçüncü on yıl “kendini arama” zamanıdır. Kişi koşulacak hedefin adının kendisi tarafından konması gerektiğinden emin olmakla kalmaz, bu hedefi imal ve inşa edenin de kendisi olduğu iddiasına girişir. Bir yandan harita ve pusula diğer yandan eline geçirebildiği tüm vasıtaları kullanmaya çalışır. Ara sıra tecrübeli sürücülerden ders alsa da daha çok kendi çıkardığı rotada ilerlemeye çalışır. Neyse ki çamura saplanırsa onu kurtaracak ekiplerle hala tanışmaktadır. Başının çaresine tek başına bakmaya çalışıp dümensiz seyrüsefer edenler limana pek çok avcı hikâyesiyle döner, ama gemiden söz etmeyi pek istemez. Kişi bu dönemde oldukça yaratıcıdır. Ayrıca pek çok yeni beceri edinir. Atıp tutma, mazeret uydurma, başkasının üstüne yıkma, iteleme ve öteleme bu dönemde kazanılan erdemlerdir.

Dördüncü on yıl “kendini bulma” dönemidir. Kişi doğru zamanda doğru araçta bulunmak konusunda titizlenecek kadar tecrübe sahibi olmuştur. Artık eski sürücülere ihtiyacı kalmamıştır. Hatta onlara bedava koltuk vermenin pek karlı olmadığını da düşünür; bu nedenle eski sürücüleri, aralara sıkıştırılan portatif iskemlelerde ağırlar. Aynı yoldan tekrar geçmemeye, mümkün olan en yüksek hızla mümkün olan en uzak mesafeye gitmeye çalışır. Bazı kuşkuları vardır ama bir yere gittiğinden iyice emindir. Genellikle diğerlerinin de peşinde olduğu bir zirveye göz dikmiştir. Yoluna doğal ya da yapay bir engel çıkacak olursa diplomasi ya da zor marifetiyle bunları aşmaya azmeder. Uygun zamanda uygun yöntemi kullanmayanların uzun süre yolculuktan alıkondukları çok olur.

Beşinci on yıl “kendine erme” çağıdır. Hız, tam gazdan yarım gaza doğru azaltılır. Epeydir aynı vasıtayla yolda olmanın rahatlığıyla etrafa daha çok bakılır. Kişi bu seyirde kendini, daha önce bakamadan geçtiği manzara parçalarını yakalamaya çalışmakla biraz sonra çıkacağı düzlükte ermeyi umduğu rahatlık arasında huzursuz bir dengede bulur. Mesafe katedildikçe havaya yavaş yavaş gidilecek yerin görüntüsünü bulanıklaştıran bir sis iner. Ama geçmiş yolların ve artık adını pek fazla kimsenin hatırlamadığı eski sürücülerin pırıltılı izleri bu sisin içinde kişinin kaybolmadan güvenle ilerlemesini sağlar. Ne var ki yine bu sis, varılan menzilin, varılmak amaçlanan menzil olup olmadığı konusunu daima şüphede bırakır.

Altıncı, yedinci, sekizinci… on yıllardan söz etmek için vakit henüz erken. Hayatın bir dönüşüm olduğunu herhangi bir anda idrak etmiş kişi anlayacaktır ki bu dönüşüm ille de bir yolculuğa benzetilecekse bu ancak safkan bir seyyahın -asla bir turistin değil- salt keşif amaçlı bir uzak-bilinmez-diyar yolculuğudur. Çünkü safkan bir kaşif, hangi menzili hedeflemiş olursa olsun, bu menzile varsa da varmasa da sonunda sadece kendisine benzeyecektir.

Ekrem Düzen

Görsel: http://www.tahinpekmez.org/?m=show&sa=7741

Yorumlayınız:

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: