Kundera’nın Biricik Benliği

Çok kaba bir hesapla ilk çağları kölelerin, orta çağları kulların, modern zamanları ise vatandaşların çağı olarak tanımlayabiliriz. Bu hesapla, hem küreselciliğin hem de küreselcilik karşıtlığının yükselmeye başladığı yeni binyılımızı bireylerin çağı olarak adlandırsak yeridir. Yine de kitlesel bir tanımdan kurtulamayan bireylerin çağı! Modern zamanların başından itibaren insanlara birey olmaları gerektiği söyleniyor. Bireylerden oluşan bir kitlenin ideolojik güdülmeye elverişliliğinin açıklığından mıdır yoksa insanların ideolojik güdülmeye karşı direnme yolunu birey olmakta bulmalarından mıdır orasını ancak Foucault bilir ama bu birey olma söylemi bambaşka bir nedenle gönüllü kabule dönüşmekte. Çünkü birey olmak aynı zamanda kişisel bir özgünlük oluşturmaya cemaat üyeliğine kıyasla daha zahmetsiz ve doğrudan bir zemin sunmakta. Bu meselenin sosyolojik analizi pek müşkül olabilir ama psikolojik teşhisi fazla külfetli değildir: İnsan biricik olmak ister!

Bugünün dünyasında, içine doğduğumuz kültür coğrafyasının bireyi, kendi ‘ben’inin özgünlüğünü doğrulamak, kendini taklit edilemez biricikliğine inandırmak ihtiyacını artık gözle görülür somutlukta hissetmekte. Kişi ancak kendi beni özgün ve biricik olduğunda birey olabilmekte, kendine ve diğerlerine ancak bu şekilde değer verebilmekte. Bu dünyanın kişisi için bir cemaat üyesi olmak, kendi benliğini özgünleştirmeye hizmet etmediği sürece, çok ayıplanası bir durumdur.

Milan Kundera, Ölümsüzlük’te ‘ben’in biricikliğini geliştirmenin iki yöntemi olduğundan söz eder: Ekleme yöntemi ve eksiltme yöntemi. Ekleme yönteminde kişi kendisine benliğini daha görünür kılmak, kavranmasını daha kolaylaştırmak, ona bir kalınlık kazandırmak için özdeşleşmeye çalıştığı yeni nitelikler ekler hiç durmadan. Kedi, köpek besliyorsanız, bir futbol takımı taraftarıysanız, bir sosyal kulüp üyesiyseniz, falan falan hobileriniz varsa, ketçap olmadan patates kızartması yemiyorsanız, soğuk duşa bayılıyorsanız, şapkasız sahneye çıkmıyorsanız ekleme yapıyorsunuz demektir. Siz ve bu ekleriniz aslında aynı şeyi, benliğinizi oluşturmakta, ona kendi ‘özgün’ şeklini vermektedir. Ekleme yönteminin tehlikesi, eklenen bu niteliklerin ağırlığı altında benin özünü kaybetmesi ihtimalidir.

Eksiltme yönteminde ise kişi, asıl özüne erişebilmek için dıştan gelen ve ödünç alınmış ne varsa benliğinden çıkarıp atmaktadır. Bu yönteme ilişkin somut örnek vermek kolay değil. En kestirme yol sadelik örnekleri vermek olabilir. Sadece sahip olunan ya da faal olunanlarla sınırlı olmayan, bunların sergilenişinde de gözetilen bir sadeleştirmeden söz edebiliriz. Eksiltme yöntemi uygulayan kişi, kedi veya köpek sahibi olmak yerine evcil hayvan sahibi olmayacak, şu veya bu futbol takımı yerine takım tutmayacak, hobileri değil kendini eylediği uğraşları olacak, ketçap yerine domates rendeleyecek, soğuk duşun reklamını yapmak yerine sessizce ılık duş alacak, şapkasız çıkabilecek ama muhtemelen sahneye pek çıkmayacaktır. Eksiltme yönteminin tehlikesi ise peş peşe gelen eksiltmelerle sıfırı tüketme, böylece benliği taşıyacak bir zemin bırakmama ihtimalidir.

Eksiltme yöntemi bir sadeleştirme işlemi olmakla birlikte varolanı kabul etme ya da geleneksel olarak verili olanla yetinme durumuyla yani kanaatkarlıkla karıştırılmamalıdır. Eksiltme yöntemi de nihayet kişinin birey olmasını belirginleştiren, bunu benliğin sade kısmını kavrayarak gerçekleştirmeye çalışan bir yöntem.

Yeni yüzyılda her geçen gün birbirine daha çok benzeyen yüzler ortaya çıkmaktadır. Bireyler çağının kültür coğrafyası, ideolojik olarak, birbirine benzeyen yüzler arasından özgün bir yüzle sıyrılabilmeyi kolaylaştıran sayısız ekleme teknolojisi sunmaktadır. Bu fırsatları kullanarak, yoksa yaratarak, benliğin biricikliğini oluşturmayı birey olmanın özü olarak öne sürmektedir. Satın al ve sahip ol; yoksa sen bir hiçsin!

Eksiltme yöntemiyle benliklerinin özüne erişme çabasındaki bireyler ise “herkes bir gün 15 dakikalığına ünlü olacak” kehanetinden kurtulmanın yollarını, eklemli benliklerin henüz tam olarak işgal edemedikleri dar ara sokaklarda aramaktadır. Kötü ve Kundera’nın da tüylerini ürpertmesi gereken gerçek odur ki ‘paket sade benlik’ programları da piyasada artık iyiden iyiye yer etmiş durumda. Eksiltmeci bireyler benliklerinden ‘pop’, ‘moda’, ‘trendy’, ve ‘in’ olanları çıkarırken bunların yerine sadelik, basitlik, yalınlık, azlık vaat eden alışkanlıkları ikame etmeye zorlanıyor. Günümüzün eksiltmeci bireyleri mesela yoga, meditasyon, reiki gibi hint-uzakdoğu kökenli yöntemler tarafından kuşatılmış durumda. Bu yöntemler, hazır mamuller satın alarak cafcaflı bir dış dünya dekore etmeyi değil üzerinde emek harcayarak şık fakat sade bir iç dünya imal etmeyi vaaz ediyor. İşin ironik tarafı, bu yöntemlerin genellikle kurslar, seminerler, eğitimler yoluyla yine satın alınmak zorunda olmasıdır.

İş bununla sınırlı değil. Afrika kökenli büyücülük öğretileri, Asya kökenli şamanistik öğretiler, ve Amerika kökenli Kızılderili öğretileri şehirli insanın hayatına kurslar, seminerler, eğitimler yoluyla hızla giriyor. Kolayca pop ya da moda olabilen bu öğretiler, müşterisi neredeyse hazır yeni bir ticaret alanı olarak “paranın ne önemi var mühim olan iç güzelliği” diyen bir kısım müteşebbisin iştahını kabartmakta. Bu türden girişimler asıl olarak şu sloganı pazarlıyor: “Dış dünya yapaydır, asl’olan içtir; o halde hep beraber içimize dönelim; ama sizi içinize zahmetsizce döndürebilmemiz için bizden şunu ve şunu satın almalısınız, asistanlarımız ücretlerinizi oturduğunuz yerden ödeyebilmeniz için size her türlü kolaylığı sağlayacaktır!” Bu gidişle, eklemsiz olması hedeflenen bir benlik bile ancak bu tür bir eklemle elde edilebilecektir. Nihai olarak ise, hangi yöntemle olursa olsun, böylece oluşturulmuş bir benliğin özgünlüğü çok su götürecektir.

İlk bakışta çıkış yok gibi görünüyor. Ancak kişinin elinden kendisinin asla alınamayacağını kavramışl kişiler için bir çıkış yolu var ve Kundera da bize bunu gösteriyor satır aralarında: Bu yol, ‘üslup’tur. Kişisel üslup, ekleme yönteminin ağırlığı altında benliğin özünün ezilmesini de eksiltme yönteminin havasızlığında benliğin boğulmasını da dengeleyebilir. Dahası var: Yine çok kaba bir hesapla diğer tarih devirlerinde de benlikleri benlik yapan unsurun üslup olduğunu saptamak temelsiz olmayacaktır. Köle, kul ya da vatandaş çağlarında da benlikler vardı. Birey oldukları için değil, kendi üsluplarını oluşturabilmiş, çağlarıyla kendileri olma arasında bir denge sağlayabilmiş oldukları için. Sadece tarihsel figürler ya da doğuştan ‘soylu’lar arasında değil, aynı evin içinde ya da oturduğumuz mahallede de bu özgün benliklerin bulunabiliyor olmasıdır anlamlı olan. Kendi benimizi özgünleştirme sürecine esaslı etkisi olan ‘öteki’ özgün benliklerdir üslubun ve dengenin kurulmasını sağlayan. Birey etme teknolojilerinin salvosu köle, kul ya da vatandaş etme stratejilerinin salvolarından daha ağır olabilir. Ama kişinin elinde üslup silahı oldukça kendisi olma ihtimali daima varolacaktır. Değilse, yeryüzünde her türlü muhalefetin sonu gelmiş demektir.

YN: İtalikler, Milan Kundera’nın Ölümsüzlük kitabından.

Ekrem Düzen

Yorumlayınız:

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: