Ruhun Yalın Hali

Leonardo da Vinci, Leda

Sana verilmiş olanla
senin verilmiş olduğun
o uçsuz bucaksız kesişme noktasında buluşursun
sabah aynaya ilk baktığında karşılaştığın yüzle.
Kendi yüzünle yüzleşirsin.
Yüzleşir misin?
Hayır!
Hemen yıkarsın yüzünü.

Yıkarsın gecenin senin için biriktirdiği gözyaşı kardeşlerini.
Sana verilmiş olana sahip çıkmak ve henüz verilmemiş olanın peşine düşmek için
önce kendinden saklarsın yüzünü.
Temizlediğin – oysa – yüzünün verilmiş olduğudur.
Ve temizlediğin, gece tekrar koyulaşıncaya dek sana verilenle biçimlenecek olandır.
Biçimlerden biçim beğenirsin kendine.
Yüzün her şekli alır.
Alımlı, çalımlı, şık, mütebessim, müstehzi, hırçın, ketum, çapkın, sakin, mesafeli, işveli, öfkeli, sevimli, vesaire, vesaire, vesaire…
Karşılaştığın her yüze bir yüz gösterirsin.
Sen bilmezsin.
Onlar da bilmez.
İki ayrı yüze, aynı yüzü göstermezsin.
Gösteremezsin.

Bu, sana verilmiş olandır.

Bakarsın sana bakan yüzlere.
O yüzlere baktığını sanırsın.
Bakarmış gibi yaparsın.
Ararsın.
Baktığında aradığın, kendi yüzündür.
Bu yüzden seversin sana gülümseyenin yüzünü.
Ne güzel yüzü var dersin, gülmek ne kadar yakışıyor.
Öyle masum söylersin ki o yalanı, yalan da kendinden utanır.
Ne güzel yüzüm var demek istersin, ne gülümsenesi bir yüzüm var.
Dalar gidersin baktığın yüzden kendine-içeri.
Öyle mi, gerçekten gülümsenesi mi?
Şurada bir kıvrım kısa burada bir çizgi uzun mu yoksa?
Şöyle gitsem o kıvrımı uzatabilir miyim, böyle gelsem o çizgiyi kısaltabilir miyim?
Biçimlerden biçim beğenemezsin.
Bilmezsin sana verilmiş olanın niçin yetmediğini ve henüz verilmemiş olanın da asla yetmeyeceğini.

Bu, sana verilmiş olandır.

Senin verilmiş olduğun – oysa – başkalarında gördüğün kendi yüzünde değil,
başkalarının sende gördüğü kendi yüzlerinde saklıdır.
Seyredeni seyretmeyi, söyleyeni söylemeyi öğrenmeye başladığında
–ki herkesin kısmetine aynı lokma düşmez–
senin yüzünde kendi yüzünü arayanların gözünden kendine bakmaya da başlarsın.
Önce gözlerin öğrenir, bir karanlıktan diğerine geçerken kamaşmanın
aşk gibi nedensiz, mutlak-acı, ve doyulmaz olduğunu.

Bu, senin verilmiş olduğundur.

Kıvrımlarını dilediğince uzatır, çizgilerini dilediğince kısaltırsın.
Biçimlerden biçim seçmezsin.
Biçimlere biçim biçersin.
Ve yüzüne yüzler eklersin.
Tuvalinde bir parmak boya birikir.
Bundan böyle ressam da sensin, resim de sen, resmedilen de.

Bu, sana verilmiş olanla senin verilmiş olduğun o uçsuz bucaksız kesişmedir.

Bu, her an kendisiyle karşılaşan yüzünün
her an kendileriyle karşılaşan yüzlerle buluştuğu
sonsuz bahçedir.

Bu, ruhun yalın halidir.

Ekrem Düzen

Yorumlayınız:

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: