Üniversitenin “ille de illegal” Protestocuları

Medyada giderek daha sık haberi yapılan öğrenci protestolarını nasıl anlamalı? Bu hareketlilik ülkemiz üniversite gençliğinin iletmeye çalıştığı hangi mesajları yansıtmaktadır? Yoksa derinden derine başka bir şeyler olmakta ve biz ne olduğunu bir kez daha kaçırmakta mıyız?

Hayat boyu öğrenme, zor zanaat. İki büyük öğrenme hatasına düşmeden ilerlemek gerekiyor. Öğrenme hatalarının biri aşırı genelleme diğeri ise ayrıştıramama yani bildiğiniz sapla samanı karıştırma hatasıdır. Bu öğrenme hatalarından birinden uzak durulması diğerine yaklaşmayı kolaylaştırır. O nedenle aradaki keskin hatta yürümeyi öğrenmek azim ve sebat yanında tecrübe de ister.

Aşırı genelleme hatası: Herkes için geçerli olduğunu ileri sürdüğünüz bir modeli kendi hayatınızdaki tekil bir örnekten yola çıkarak oluşturuyorsanız aşırı genelleme yapıyorsunuz demektir: “Benim dedem 95 yaşına kadar sigara içti, sigaradan hiç zarar görmedi, nezleden öldü;” diyerek sigara karşıtı yaygaralara karşı çıkabilirsiniz. Gülünç olursunuz. Sizin dedeniz sağlık açısından pek şanslı bir azınlığa dâhilmiş, ne mutlu ona ve size. Ama o kadar. Normal dağılımdan haberiniz yoksa veya sezgileriniz size kendi deneyimlerinizin ötesinde bir dünya olabileceğini fısıldamıyorsa işiniz zordur.

Ayrıştır(a)ma(ma) hatası: Bir davranışı o davranışın sebebi olmayan unsurlara bağlarsanız bu kez de ayrıştırıcı unsurları hesaba katmıyorsunuz demektir. Dedenizin sigara içmesi anneannenizin dırdırı yüzünden olmak zorunda değil. Adam basitçe sigara bağımlısı olabilir. Anneanneniz dırdır ettiği için dedeniz sigara içiyor değil de dedeniz sigara içtiği için anneanneniz dırdır ediyor olabilir. Bunun için anneannenizi suçlarsanız size küsebilir. Hakkıdır. Bu kez sadece gülünç olmakla kalmaz aynı zamanda kinik (peşin hükümlü suçlayıcı) olursunuz.

Üniversite öğrencilerinin son günlerde yoğunlaşan çeşitli minvallerdeki protesto eylemlerine ilişkin medyada bir “e canım hırsızın hiç mi suçu yok” kampanyası gözlendi. Öğrencileri, eylemlerin usulünden veya esasından dolayı suçlayanlar aynı anda her iki öğrenme hatasına birden düşmektedirler.

BİR: Bazı medya mensupları, üniversitelerde protesto eylemleri yapanların belirli örgütlerin “adamları” olduğunu ileri sürdü. Sanki muhalif bir eylem yapmak için illa ki “illegal” bir örgüte bulaşmış olmak gerekiyor. Bu cümleden hareketle maksatlı bir sonuca varmak isteyen işbu medya akıldanelerinin ne söylediklerinden haberleri yok! Çünkü şu itirafta bulunmuş durumdalar: Üniversiteliysen ve söyleyecek sözün varsa birilerinin tetikçisi olmak dışında bir seçeneğin yok! Biz medyacılar dahil hiçkimse size öyle bir seçenek bırakmadık, bırakmayacağız!

Üniversite gençliğinin kendisini ifade edecek hiçbir araca, hiçbir kanala, hiçbir muhataba sahip olmadığı gün gibi ortada. Basit bir google taraması yapmak bu durumun ulusal ve uluslararası verilerine ulaşmak için yeterli. Büyük ve sessiz çoğunluğun ses çıkarmadığı, çıkaramadığı bir ülkede sesi çıkanları sesi çıkmayanların temsilcisi addetmek en iyi ihtimalle bir genelleme hatasıdır. Gençliğin kendini ifade edeceği araçlar, kanallar, muhataplar olsaydı ve ülkemizde gençlik demokratik yollardan kendini ortaya koyabilseydi bile mevcut huzur ve sükun ortamını bozmaya meraklı bazı kişiler yine çıkabilirdi. Bu, dünyanın her yerinde olur. Bunun ne olduğunu anlamak ve bu durumla nasıl başa çıkılacağını öğrenmek öyle gizemli bir ilmin şeyhi olmayı gerektirmez. Ama ortalığı karıştırma meraklılarıyla meşru hak ve talep sahiplerini aynı kefeye koymak cehaletten fazlasını gerektirir.

İKİ: Öğrenciler birilerinin adamı oldukları için eylem yapıyor değil de seslerini duyurmak için birilerinin adamı olma dışında seçenek bulamıyorlarsa? Bu ülkede gençler ne zaman olağan yollardan söz alabildi ki zar zor bir söz almaya kalktıklarında hemen “hırsızın da çok suçu var canım” diyerek yaftayı yapıştırıveriyorsunuz? Ya işin sırası tersineyse? Kendi elimizle kendimizi hep aynı dar kıyıya sürüklüyorsak? Ülkemizde gençlerin daima şu ya da bu siyasi tahakküm projesinin yaygınlaştırma aracı olarak kullanıldığını, bunun dışında kendilerine bir kıymet-i harbiye verilmediğini bilmeyen mi var?

“Hırsızın hiç mi suçu yok?” türünden bir ‘fikir’ ancak sapla saman karıştırılarak ileri sürülebilir. Üniversitelerde gençlerin sosyal kulüp kurması bile binbir şekilde engellenir veya zorlaştırılırken yumurta atma gibi bir eylemi en yüksek derecedeki şiddet eylemleriyle bir tutmak sadece daha büyük şiddet eylemlerinin meşru hale gelmesine hizmet eder. Enerji akışkandır. Bu akış, işe yarar bir yola devşirilmezse kendi yolunu açar. Anlaşılan o ki medyacıların büyük bölümü çok iyi bilmeleri beklenen konuları bile yeterince çalışma gereği hissetmiyorlar. Oysa burunlarının dibinde çok güzel örnekler var: Ayamama deresi büyük medya kuruluşlarına giden yolun ortasından geçiyor. O su o yatağa sığmadı, yine sığmayabilir. Dilerseniz dereyi suçlayabilirsiniz. Gülünç olmayı göze almak şartıyla.

Bu protesto eylemlerine usul ve/veya esastan karşı çıkan ve yine de sesini duyurmak isteyen (büyük sessiz çoğunluğu oluşturan) üniversiteli gençlerin ne düşündüğünü, ne yapmaya niyetli olduğunu biliyor musunuz? Zahmet edip gençlere kulak veren kaç kişi sayabilirsiniz? Elini cebine atıp bu iş için akça ayıran kaş kişi tanıdınız? Bilir misiniz ki bir elinizin parmakları bu işe fazla gelir!

Öğrenme hatalarının sebebi ne ola ki diye merak edecek olursanız beşeri ilimler size bu malumatı sağlar. Kısaca şudur: Yetkinlikle ölçülü olmayan makam/mevki. İster her arzusu yerine getirilen küçük bir çocuktan bahsediyor olalım (nörobiyolojik, psikolojik, ve sosyal açılardan henüz seçme yetkinliğine ulaşmamıştır ama ebeveyn tarafından bu yetkinliğe sahip olanların mertebesine konumlandırılır) ister bilgi sahibi olmadığı konularda fikir ileri sürebilecek çiğlikte bir yetişkinden (fikir oluşturacak bir dağarcığı yoktur ama her nasılsa sözlerini iletebileceği bir araç, bir medya, bir köşe verilmiştir kendisine).

Eğer kişi yetkin olmadığı halde etkin bir konuma konuşlandırılmışsa – bu konum, oluşturucu unsurlarla temellendirilmiş bir kaide üzerinde yükselmiyorsa – ayakta durabilmesi için yanlarından payandalarla destekleniyor demektir. Kendi başına yürüme yetkinliğine sahip olmayanlar işte bu iki öğrenme hatasından başka bir payanda bulamazlar. Acı olan, bu payandalara dayananların kendilerini ayakta duruyor zannetmesidir. Daha acı olan ise bazı insanların bu kişileri yukarıda zannedecek kadar kaidesiz bir yerden bakıyor olmalarıdır.

Ekrem Düzen

Fotograf: Bill D’Agostino-27.06.2007-Washington-ABD-Savaş karşıtı bir gösteri yürüyüşü sırasında.

Yorumlayınız:

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: